Anneliği anlatmak için bugüne kadar sayısız kelime seçildi. Çoğu zaman içi boşaltılmış fedakarlık hikayelerine ya da aşınmış klişelere sığdırılmaya çalışıldı bu eşsiz makam. Oysa anne olmak, yalnızca bir çocuğu büyütmek ve hayatta tutmak değildir; anne olmak, bir başka ruhun içine sessizce sızmak ve oraya bir ömür boyu yıkılmayacak, sarsılmaz bir yuva kurmaktır.
Yıllardır her seminerimde, her konuşmamda altını çizerek söylediğim ve kalbimin en derininden inandığım bir gerçek var: Bir insanın hayattaki duygusal başarısı, karakterinin o güzel derinliği ve hakiki mutluluğu doğrudan annesinden geçer. Bu bir tesadüf değildir. Çünkü anne zihni ile çocuk zihni arasında; zamanın, mesafelerin ve büyümenin bile koparamadığı kusursuz bir frekans vardır.
Bu frekans bir kez kurulduğunda, bir daha asla susmaz.
Sessiz Bir Şefkat Ağı
Düşünün… Dünyaya gözlerini yeni açmış bir çocuk için dışarısı ne kadar karmaşık ve ürkütücüdür. O çocuk, bu gürültülü evrende yolunu bulabilmek için annesinin o görünmez sinyallerine kilitlenir. Annenin gözlerindeki bir anlık dinginlik, çocuğun içsel gökyüzünde güneşler açtırır; annenin kalbindeki ufacık bir hüzün ise o gökyüzünü bulutlandırır. Bu, kelimelerin sınırlarını aşan, tamamen ruhtan ruha akan bir iletişimdir.
Aradan on yıllar geçip o çocuk büyüdüğünde bile bu bağ kopmaz. Kırk yaşında koca bir yetişkinken, hayatın en ağır fırtınalarında ayakta kalmamızı sağlayan o direnç, düştüğümüzde içimizde bulduğumuz o “hadi kalk” diyen sarsılmaz cesaret… Hepsi, yıllar önce annemizin kalbinden bizimkine akan o ilk şefkatli frekansın bugünkü yankısıdır. İnsan, kendi ruhunu annesinin ona sunduğu o sessiz şefkatin aynasında izleyerek inşa eder.
Gürültülü Bir Çağın En Güvenli Limanı
İçinde bulunduğumuz çağ; her zamankinden daha hızlı, daha talepkar ve çok daha gürültülü. Çocuklarımız o bitmeyen koşturmacaların, kalabalıkların ve dış dünyanın yorucu uğultusu arasında büyürken savrulmamak için sarsılmaz bir çapaya ihtiyaç duyuyorlar. İşte o çapa, annenin kalbinden yayılan dinginliktir.
Dış dünya ne kadar yorucu olursa olsun, bir çocuk günün sonunda annesinin şefkatli bir tebessümüne, onu olduğu gibi kucaklayan ses tonuna sığındığında ruhundaki tüm fırtınalar diner. Annenin o kusursuz frekansı sadece çocuklukta değil, ergenliğin o dalgalı denizlerinde ve yetişkinliğin keskin virajlarında da ruhumuzun sığındığı tek gerçek ve sonsuz limandır.
Kusursuz Değil, Hakiki Mimarlara…
Bu Anneler Günü’nde, omuzlarınızdaki o görünmez yükü görüyorum. Sizden beklenen o “mükemmel anne” illüzyonunu lütfen bir kenara bırakın. Yorulduğunuz, endişelendiğiniz, bazen yetemediğinizi hissettiğiniz o en kırılgan anlarınızda bile çocuğunuzla aranızdaki o muazzam frekans hep yayında. Çünkü çocuklarımız bizim kusursuzluğumuza değil; düştüğümüzde bile onlara sevgiyle bakabilen o hakiki, o sahici çabamıza tutunarak büyürler. Annelik mükemmel olmak değil; tüm o insani yorgunluklara rağmen o bağı sevgiyle, inatla ve umutla açık tutmaktır.
Ancak bugün, sadece yanımızda olanları değil, o frekansın yankısını zihninde ve kalbinde taşıyan herkesi selamlamak istiyorum.
Bugün kalbi anne gibi atan, bir ruhu şefkatiyle büyüten, o yüce duyguyu biyolojik bağların ötesinde, ruhunun en derininde yaşayan tüm kadınlara;
Bedenen aramızda olmasalar da, sesleri zihnimizde bir pusula gibi yankılanmaya devam eden, o ilk frekansın mirasçısı olduğumuz vefat etmiş annelerimize;
Ve en derinden gelen sessiz bir duayla… 6 Şubat’ın o bitmeyen gecesinde yitirdiğimiz, toprağın kucağına emanet ettiğimiz tüm annelerimize selam olsun. Onların ruhumuza ektiği o ilk şefkat tohumları, bugün bizim hayata tutunma gücümüzdür.
Zihninizden zihinlerimize, kalbinizden kalplerimize kurduğunuz o yıkılmaz frekansa minnetle… Varlığınız, hayatta duyduğumuz en güvenli sestir.
Anneler Günümüz kutlu olsun.
